Bundan yıllar yıllar önce, kışın ortasında Antalya'ya uçuyordum. Antalya’nın kış döneminde bazen felaket fırtınaları olur; işte o günlerden birindeydik. Akşam vakti, havalimanına az kalmıştı, başlamıştı dehşet anları. Uçak sallandıkça sallanıyordu. Herkes birbirine bakıyor, “Ne oluyor?” diyordu. Kendileri korkuyordu ama hosteslere bakıp cesaret almak isterken, hostesler kendileri panik içindeydi. Milletin havası da sanki “uçak düşecek” gibiydi. Ağlayan mı, çağıran mı, kelimesi saadet getiren mi, hersey birbirine karışıyordu. Bazıları sonra anlattı; uçak koridorunda siyah cüpeli bir şey gördüklerini söylediler. Ben görmedim ama uçak düşecekmiş gibi sallanıyordu, tam denizin üstünde turluyorduk. Yüzmeyi bilmediğim için daha büyük bir panik oluştu, “Ya düşerse?” diye. Şükür, sallana sallana zar zor inebildik. Kan ter içinde kaldım o gün. Yanımdaki babam uçuştan korkardı; o az kalsın rahmetli oluyordu. Bir daha böyle bir şey yaşamadım, uçuşlarda.