Saha dışındaki abuklukları bi kenara bırakıp saha içinden bahsedeyim. Zaten ikisinde de durum birbirinden vahim.
Tudor'un yapmak istediğini az çok anladık artık. 11 oyuncunun da oyunun hangi anda nerde olduğunu kendi kontrol etmek istiyor. Takımın sürekli deparlı koşu halinde rakibi rahatsız etmesini istiyor. İlk bakışta ne güzel işte, büyük takım dediğin böyle olur rakibi sürekli baskı altında tutmak gerek denebilir. Ama durum öyle değil. Büyük takım ilk dakikadan son dakikaya kadar deli dana gibi koşmaz. Zaten bu şekilde maç veya puan kazansan ne olacak? Sürekli bir plan olamaz bu. 2 maç öyle oynarsan 3. maç ya oyuncular sakatlanmaya başlar ya da yalan koşulara başlar. Ayrıca Bucaspor'la oynayan Galatasaraylı bir oyuncuya 120 km koşacaksın dersen, onu dedikten sonraki lafını ciddiye almasını bekleyemezsin. Bunlar Tudor'un planının yanlış kırmızı çizgileri. Disiplinli bir oyun istiyorsanız oyun akarken dinlenilecek anların ve özgür davranılacak pozisyonların ilk planda belirli olması lazım.
Bu planın bir saçmalığı da şu. Baştan sona pozisyon kaybetmeden yüksek tempoda defansif koşu istediğiniz bir takımdan hücumda kalite bekleyemezsiniz. O kalibrede oyuncular zaten mıknatısla Real Madrid'e çekiliyorlar. O yüksek tempoda ince işleri yapabilecek oyuncular futbolun Türkiye'de düşmesi imkansız elementleri. Ancak o özelliklere sahip oyuncular olsalar bile, Real Madrid'de bile o oyunu oynatırsanız Capello'ya dedikleri gibi "Maaşına zam işine son" derler.
Gelelim işin futbolcu tarafına. Maçı izlerken oyuncuların içinde bulundukları sisteme inanmadıklarını her hareketlerinden anlayabiliyorsunuz. Kenarda Tudor dikkatle bakıyor diye bi koşuyu atıyor oyuncu ama tamamen yalan. Toplu adama doğru prese giderken adamın yöneldiği yere doğru ayak falan uzatırsın değil mi topu bloklamak için? Bizimkilerde yok, sadece adama doğru kalitesiz yalancı depar atıyorlar. Tamamen inanmadığından, kendisine söylenen şeyi yapmasının saçma olduğunu düşündüğünden. Hatta çakallıkta master degree bir olay da şu ki; mesela Yasin veya Sinan 100% depar atıyorlar güya rakip sağ beke, ama bariz bariz çalım yemeye gidiyor. Depar bitince aut çizgisine kadar koşmuş ve artık Gomis'in veya Eren'in pozisyon olarak Yasin'in bölgesine prese gelmesi gerekiyor. O da 1 geliyor 2 geliyor 3.'de gelmiyor, çünkü her seferinde oraya prese gelse hem kendi kondüsyonu biter kendi pozisyonunu sürekli boşaltmak zorunda kalır. Umut her defasında o koşuları yapıyor hatta defansa kadar geliyordu, o zaman da kendi pozisyonu boş kalıyordu. Bunun oyunun bütünlüğüne verdiği zarar çok çok büyük. Topu kaptığın zaman santrafor bölgesi boş, bu bir. Santraforu bekleyen stoperlerden birinin orda beklemesinin anlamı kalmıyor ve o da senin üstüne geliyor, bu da iki. Bütün oyun planını değiştirmek zorunda kalıyor yani. Dolayısıyla Yasin'in, Sinan'ın, bazen Rodriguez'in, hatta sık sık Tolga'nın bu yalancı presleri maç öncesi planınız ne olursa olsun yaya kalmasına neden oluyor. Burda oyuncuların çakallıklarından bahsettim ama ilk paragrafta bahsettiğim gibi, bunu yapmalarının sebebi sisteme ve plana inanmamaları. Bu sisteme ve plana ben de inandığımı söyleyemem, büyük takım için uygun da bulmuyorum. Bu durumda oyuncuların neden böyle yaptıklarını anlayabiliyorum ama ortadaki rezaletin major sebeplerinden oldukları gerçeğini değiştirmiyor bu.
Östersunds maçında da bu söylediğim iç savaşlarla geçti. Evet iç savaş bu durum için doğru tabir bence. Bu savaş oldukça rakip çok önemli değil zaten. Birbiriyle savaşması gereken iki takım var sahada, ama takımlardan biri aynı anda kendi içinde bir savaş yapıyor. Rakip eğer konsantre ise 30 dakikada 4'lük yapıyor sonra geri çekilip dinleniyor, sen de 60 dakika topa sahip oluyor görünüyorsun ama 60 dakikanın 10'unda bile rakibi rahatsız edemiyorsun. Planı belli takımlarda bunu çok açık gördük, görüyoruz ve maalesef görmeye devam edeceğiz.
Çözüm sadece Tudor'un gitmesi değil, oyuncuları gerçekten ikna edebilecek bir sistem lazım. Sinan'a "Sen 10 numara oynuyorsun ama görevin oyun kurmak değil Gomis'e yakın olup ikili oyun yapmak. Hava toplarında onun indirdiği yerlere depar atmak" demek lazım. Sinan ve pozisyon özellinden bahsetmiyorum sadece örnek verdim. Oyunculara maça çıktıklarında bireysel görevler atamak lazım. Takımın en fazla şut atan oyuncusu tahta ayaklarıyla Tolga olamaz. Sadece bu bile baştan "Otur sıfır"
Rövanşta değişmesi gereken şeylerle ilgili de paragraflarca yazı yazılabilir ama ümidimiz var mı? Işık var mı? Herhangi akılcı bir hareket var mı hem teknik ekipten hem yönetimden?