Yıl 1996 babamın tayini çıktı ve ilk defa memleketten ayrılıp Eskişehir Sarıcakaya ilçesine gittik. Küçük bir ilçe ve ilçenin içinden sakarya nehri geçiyordu. Babam gelmişken git dedi birşeyler al gel, baktım ne doğru dürüst market var ne manav var . Sordum bana dediler gir bir bahçeye ihtiyacın kadar topla dediler, sadece fırın ve bir büfe vardı. Arabaların anahtarları koltukların üzerinde motorların hepsinin yanında anahtarları vardı. Hırsızlık mı ne ararsın herkes ihtiyacını görüp geri getiriyordu. Samsun’un Terme ilçesinden bu küçük beldeye geldiğimiz de sanki medeniyet çağ atlamış gibiydik. Görünüşte çok küçük ve gelişmemiş bir yerdi ama insanlık olarak muazzam bir yerdi. İnsanların iç içe olduğu ve muz hariç herşeyin yetiştiği çok verimli toprakların bulunduğu bir bölgeydi. Tabi çocukluk yaşları kız arkadaşımız vardı tabi kız arkadaşımız camdan cama bakışıyoruz.i, mektup yazıyoruz, el ele tutuşmak bir araya gelmek filan ne mümkün. Tabi oradan 1.5 sene sonra İzmir’e taşındık ne oranın tadını bulabildik ne arkadaşlıklarını.