Şimdi ben bir kurumda veya şirkette iki yıl başkanlık yaptım diyelim; iki yıl sonunda kendimi değerlendiririm. mali başarı, idari başarı ve başkanı olduğum kurumun hedefi neyse o, bizdeki sportif başarı. bu üç parametreden de sınıfta kalmış mıyım? çok net kalmışım. kendime, beceremedin oğlum bırak koltuğu derim. diyelim ki koltuk sevdalısı, hayalperest utanmazın tekiyim ve göreve devam dedim. bu sefer başkanı olduğum kurumun üyeleri, sevenleri, çalışanları beni yerden yere vurmaya başladı, öyle ki tehditler, hatta tacizler dahi almaya başladım, milyonlardan hergün küfür yiyorum, sanalda reelde alay konusu oldum. e artık yüzsüzlük de buraya kadar, dön oğlum eski işine, git torun sev, dünya turu yap, yapabiliyorsan çocuk yap, tatile çık ama bu kurumdan uzak dur artık, 100 metre dahi yaklaşma der çeker giderim.
bunlara rağmen hâlâ ben "devam" diyorsam, bu artık yüzsüzlük, karaktersizlik, umursamazlık, beceriksizlik, fütursuzluk değildir çünkü artık o "devam" sözü kendi irademin dışında gelişen bir sürecin tezahürüdür. hiçbir insan kendi iradesiyle kendisini bu kadar küçük düşüremez, alçaltamaz, dursun özbek bile. yerin dibine girdi daha hâlâ yüzüne tükürsen yarabbi şükür diyecek, taş olsa çatlar erirdi anasını satayım.