- 3 Temmuz 2012
- 139.200
- 87.714
- 5.338
15 yasimdaydim, yurtta kaliyordum. eski bi bina, geceleri sessiz ama bazen koridorlarda garip sesler olurdu. kiz arkadasim vardi, yurttan gizli gizli mesajlasirdik. her sey iyiydi ama onun yakin bi arkadasi bizi ayirmak icin ugrasiyodu. sanki benden nefret ediyodu.
bi gece odamda yatiyorum, saat gec olmus. telefonuma mesaj geliyo, tanimadigim numara. "ona dokunma, yoksa pisman olursun" yaziyo. kalbim hizlaniyo, ne alaka diyorum. mesajı silip uyumaya calisiyorum ama aklim karisik. sabah kiz arkadasima anlatiyorum, o da sasiriyo. "acaba o mu yolladi?" diyo, ama emin degiliz.
ertesi gun yemekhanede o arkadasi goruyorum, uzaktan bana bakiyo. cebinden bi kagit dusuyo, kimse gormeden aliyorum. icinde garip isaretler, kirmizi kalemle yazilmis sacma seyler var. icimden bu ne lan diyorum, buyu mu bu? o mu yapti bilmiyorum ama o gunden sonra her seye tedirgin olmaya basladim.
O kâğıdı bulduktan sonra içimde bi korku yerleşti. 15 yaşındayım, yurtta tek başıma, böyle şeyler görünce insan ne yapacağını şaşırıyor. Kız arkadaşıma kâğıdı gösteriyorum, o da okuyunca rengi atıyor. “Bu ne ya?” diyor, ama sesi titriyor. “Sence o mu yaptı?” diye soruyorum, “Bilmiyorum, konuşurum onunla” diyor ama ikimiz de tedirginiz. O gün yurtta herkes normal takılırken ben her köşede bi gölge görür gibi oluyorum.
Gece odama döndüğümde yatağımın altında bi şey fark ediyorum. Küçük bi bez torba, ipi sıkı bağlanmış. Elim titreyerek açıyorum, içinde bi tutam saç, birkaç tırnak parçası ve yine o kırmızı mürekkeple yazılmış bi kâğıt. Saçlar tanıdık gibi, ama emin olamıyorum. Hemen kız arkadaşıma mesaj atıyorum, “Böyle bi şey buldum, ne yapayım?” diye. O da panik, “At o iğrenç şeyi!” diyor. Ama atmaya korkuyorum, ya bu sahiden bi büyü falansa? Torbayı bi poşete koyup dolabıma kilitliyorum.
Ertesi gün kız arkadaşım, o arkadaşıyla konuşmuş. “Bana garip garip şeyler söyledi,” diyor, “Seni koruyorum falan dedi, ama bence yalan.” Artık eminim, bu kız bi şeyler çeviriyor. O akşam yurtta elektrikler kesiliyor. Zifiri karanlık, sadece telefonun ışığı var. Koridordan ayak sesleri geliyor, yavaş yavaş odama yaklaşıyor. Kapıyı kilitledim ama tahtalar gıcırdıyor, bi fısıltı duyuyorum, “Uzak dur dedim sana.” Kalbim ağzımda, yorganı çekip sessizce bekliyorum. Sesler kesiliyor ama sabaha kadar uyuyamıyorum.
Ertesi sabah kız arkadaşımla buluşuyoruz, “Yeter,” diyorum, “Bu böyle gitmez, yurttaki hocaya anlatalım.” Ama o korkuyor, “Ya abartıyorsak?” diyor. Ben de emin değilim ama o torba, o fısıltılar, o kâğıtlar... Bunlar normal değil. Hocaya anlatmaya karar veriyorum, ama o torbayı dolaptan çıkarayım derken bi bakıyorum, torba yok. Dolap kilitliydi, kimse giremezdi. O an tüylerim diken diken oluyor. Bu işin içinde başka bi şey var diyorum.
Kız arkadaşıma anlatıyorum, “Dolap kilitliydi, nasıl kaybolur?” diyorum. O da korkmuş, “Belki biri aldı,” diyor ama sesi hiç inandırıcı değil. İkimiz de biliyoruz, bu işte o kızın parmağı var. Ama elimizde kanıt yok, torba gitmiş, kâğıt desen cebimde un ufak olmuş. Yine de yurttaki hocaya anlatmaya karar veriyorum, başka çarem yok.
Hocaya gidiyorum, durumu anlatıyorum. “Böyle böyle, garip şeyler oluyor,” diyorum, kâğıttan, torbadan bahsediyorum. Hoca ciddiye alıyor gibi görünüyor, “Tamam, bakarız,” diyor ama gözlerinde bi şüphe var. Sanki “Bu çocuk hayal görüyor” der gibi. O gün kız arkadaşımın arkadaşıyla hoca konuşuyor, ama kız inkar ediyor. “Ben bi şey yapmadım, ne torbası?” falan diyor. Hoca da bize dönüp, “Kanıt olmadan bi şey yapamam,” diyor. Sinirden çıldırıyorum, ama elim kolum bağlı.
O gece odamda yatarken yine bi gariplik hissediyorum. Sanki biri beni izliyor. Perdeyi aralıyorum, dışarıda kimse yok, ama yurdun bahçesindeki lambanın altında bi gölge hareket ediyor gibi. Kalbim küt küt atıyor, telefonu elime alıyorum, kız arkadaşıma yazıyorum, “Biri bahçede, korkuyorum.” Cevap gelmiyor. O sırada kapımın altından bi kâğıt süzülüyor. Elim ayağım kesiliyor, yavaşça eğilip alıyorum. Kâğıtta kırmızı mürekkeple tek kelime: “Son.”
O an aklım çıkıyor, kapıyı açıp koridora bakıyorum, kimse yok. Koşarak hocanın odasına gidiyorum, kâğıdı gösteriyorum. Hoca bu sefer ciddi, “Hemen müdürü ara,” diyor. Yurtta bi arama başlıyor, ama ne torba ne başka bi şey bulunuyor. Kız arkadaşımın arkadaşı hâlâ inkar ediyor, “Benim haberim yok,” diyor. Ama gözlerinde bi sır var, hissediyorum.
Kız arkadaşımla konuşuyoruz, o da korkudan perişan. “Belki ayrılalım, bu iş bitsin,” diyor. Bunu duyunca içim yanıyor, ama başka ne yapabiliriz ki? O gece odamda yatarken, kapının altından yine bi ses, bi kâğıt daha. Bu sefer kâğıtta sadece bi çizik var, ama kırmızı mürekkep damlamış. Artık uyuyamıyorum, her gölgede, her seste bi şey var gibi.
Ertesi gün kız arkadaşımın arkadaşıyla yüzleşmeye karar veriyorum. Yemekhanede köşeye sıkıştırıyorum, “Niye yapıyorsun bunları?” diyorum. Gözlerime bakıyor, sakin sakin, “Ne diyosun, ben bi şey yapmadım,” diyor. Ama sesi titriyor, bi an gözünü kaçırıyor. O an emin oluyorum, bu kız bi haltlar karıştırıyor. “Kâğıtları, torbayı sen yaptın, değil mi?” diye bastırıyorum. Birden yüzü değişiyor, “Seni uyarmıştım,” diye fısıldıyor ve masadan kalkıp gidiyor.
O akşam yurtta bi hoca devriyeye çıkıyor, çünkü müdür artık işin ciddiyetini anlamış. Ben odamda tedirgin yatarken, koridordan bağrışma sesleri geliyor. Koşup bakıyorum, hoca o kızı bi depoda yakalamış. Elinde bi torba, içinde yine o kırmızı mürekkepli kâğıtlar, saç telleri, bi de benim dolabımdan kaybolan torba. Meğer kız, yurdun eski depolarından birinde bu iğrenç şeyleri hazırlıyormuş. Hoca, “Bunu niye yaptın?” diye soruyor, ama kız sadece susuyor, başını önüne eğiyor.
Müdür çağırıyor, ailesine haber veriliyor. Kız yurttan atılıyor, ama niye yaptığını kimse tam öğrenemiyor. Kimi diyor kıskançlıktan, kimi diyor başka bi derdi vardı. Bize bi şey anlatmıyor, sadece giderken bana bi bakıyor, tüylerim ürperiyor. Kız arkadaşımla konuşuyoruz, “Artık bitti,” diyor, ama ikimiz de hâlâ tedirginiz. O kâğıtların, torbaların görüntüsü aklımdan çıkmıyor.
Bi süre sonra kız arkadaşımla ayrılıyoruz. Bu olaylar ikimizi de yordu, güvenimiz sarsıldı. Yurtta kalmaya devam ediyorum, ama artık kapıyı iki kere kilitliyorum. Geceleri hâlâ bazen uyanıyorum, kapının altından kâğıt süzülecek diye korkuyorum. Ama neyse ki, bi daha öyle bi şey olmuyor.
bi gece odamda yatiyorum, saat gec olmus. telefonuma mesaj geliyo, tanimadigim numara. "ona dokunma, yoksa pisman olursun" yaziyo. kalbim hizlaniyo, ne alaka diyorum. mesajı silip uyumaya calisiyorum ama aklim karisik. sabah kiz arkadasima anlatiyorum, o da sasiriyo. "acaba o mu yolladi?" diyo, ama emin degiliz.
ertesi gun yemekhanede o arkadasi goruyorum, uzaktan bana bakiyo. cebinden bi kagit dusuyo, kimse gormeden aliyorum. icinde garip isaretler, kirmizi kalemle yazilmis sacma seyler var. icimden bu ne lan diyorum, buyu mu bu? o mu yapti bilmiyorum ama o gunden sonra her seye tedirgin olmaya basladim.
O kâğıdı bulduktan sonra içimde bi korku yerleşti. 15 yaşındayım, yurtta tek başıma, böyle şeyler görünce insan ne yapacağını şaşırıyor. Kız arkadaşıma kâğıdı gösteriyorum, o da okuyunca rengi atıyor. “Bu ne ya?” diyor, ama sesi titriyor. “Sence o mu yaptı?” diye soruyorum, “Bilmiyorum, konuşurum onunla” diyor ama ikimiz de tedirginiz. O gün yurtta herkes normal takılırken ben her köşede bi gölge görür gibi oluyorum.
Gece odama döndüğümde yatağımın altında bi şey fark ediyorum. Küçük bi bez torba, ipi sıkı bağlanmış. Elim titreyerek açıyorum, içinde bi tutam saç, birkaç tırnak parçası ve yine o kırmızı mürekkeple yazılmış bi kâğıt. Saçlar tanıdık gibi, ama emin olamıyorum. Hemen kız arkadaşıma mesaj atıyorum, “Böyle bi şey buldum, ne yapayım?” diye. O da panik, “At o iğrenç şeyi!” diyor. Ama atmaya korkuyorum, ya bu sahiden bi büyü falansa? Torbayı bi poşete koyup dolabıma kilitliyorum.
Ertesi gün kız arkadaşım, o arkadaşıyla konuşmuş. “Bana garip garip şeyler söyledi,” diyor, “Seni koruyorum falan dedi, ama bence yalan.” Artık eminim, bu kız bi şeyler çeviriyor. O akşam yurtta elektrikler kesiliyor. Zifiri karanlık, sadece telefonun ışığı var. Koridordan ayak sesleri geliyor, yavaş yavaş odama yaklaşıyor. Kapıyı kilitledim ama tahtalar gıcırdıyor, bi fısıltı duyuyorum, “Uzak dur dedim sana.” Kalbim ağzımda, yorganı çekip sessizce bekliyorum. Sesler kesiliyor ama sabaha kadar uyuyamıyorum.
Ertesi sabah kız arkadaşımla buluşuyoruz, “Yeter,” diyorum, “Bu böyle gitmez, yurttaki hocaya anlatalım.” Ama o korkuyor, “Ya abartıyorsak?” diyor. Ben de emin değilim ama o torba, o fısıltılar, o kâğıtlar... Bunlar normal değil. Hocaya anlatmaya karar veriyorum, ama o torbayı dolaptan çıkarayım derken bi bakıyorum, torba yok. Dolap kilitliydi, kimse giremezdi. O an tüylerim diken diken oluyor. Bu işin içinde başka bi şey var diyorum.
Kız arkadaşıma anlatıyorum, “Dolap kilitliydi, nasıl kaybolur?” diyorum. O da korkmuş, “Belki biri aldı,” diyor ama sesi hiç inandırıcı değil. İkimiz de biliyoruz, bu işte o kızın parmağı var. Ama elimizde kanıt yok, torba gitmiş, kâğıt desen cebimde un ufak olmuş. Yine de yurttaki hocaya anlatmaya karar veriyorum, başka çarem yok.
Hocaya gidiyorum, durumu anlatıyorum. “Böyle böyle, garip şeyler oluyor,” diyorum, kâğıttan, torbadan bahsediyorum. Hoca ciddiye alıyor gibi görünüyor, “Tamam, bakarız,” diyor ama gözlerinde bi şüphe var. Sanki “Bu çocuk hayal görüyor” der gibi. O gün kız arkadaşımın arkadaşıyla hoca konuşuyor, ama kız inkar ediyor. “Ben bi şey yapmadım, ne torbası?” falan diyor. Hoca da bize dönüp, “Kanıt olmadan bi şey yapamam,” diyor. Sinirden çıldırıyorum, ama elim kolum bağlı.
O gece odamda yatarken yine bi gariplik hissediyorum. Sanki biri beni izliyor. Perdeyi aralıyorum, dışarıda kimse yok, ama yurdun bahçesindeki lambanın altında bi gölge hareket ediyor gibi. Kalbim küt küt atıyor, telefonu elime alıyorum, kız arkadaşıma yazıyorum, “Biri bahçede, korkuyorum.” Cevap gelmiyor. O sırada kapımın altından bi kâğıt süzülüyor. Elim ayağım kesiliyor, yavaşça eğilip alıyorum. Kâğıtta kırmızı mürekkeple tek kelime: “Son.”
O an aklım çıkıyor, kapıyı açıp koridora bakıyorum, kimse yok. Koşarak hocanın odasına gidiyorum, kâğıdı gösteriyorum. Hoca bu sefer ciddi, “Hemen müdürü ara,” diyor. Yurtta bi arama başlıyor, ama ne torba ne başka bi şey bulunuyor. Kız arkadaşımın arkadaşı hâlâ inkar ediyor, “Benim haberim yok,” diyor. Ama gözlerinde bi sır var, hissediyorum.
Kız arkadaşımla konuşuyoruz, o da korkudan perişan. “Belki ayrılalım, bu iş bitsin,” diyor. Bunu duyunca içim yanıyor, ama başka ne yapabiliriz ki? O gece odamda yatarken, kapının altından yine bi ses, bi kâğıt daha. Bu sefer kâğıtta sadece bi çizik var, ama kırmızı mürekkep damlamış. Artık uyuyamıyorum, her gölgede, her seste bi şey var gibi.
Ertesi gün kız arkadaşımın arkadaşıyla yüzleşmeye karar veriyorum. Yemekhanede köşeye sıkıştırıyorum, “Niye yapıyorsun bunları?” diyorum. Gözlerime bakıyor, sakin sakin, “Ne diyosun, ben bi şey yapmadım,” diyor. Ama sesi titriyor, bi an gözünü kaçırıyor. O an emin oluyorum, bu kız bi haltlar karıştırıyor. “Kâğıtları, torbayı sen yaptın, değil mi?” diye bastırıyorum. Birden yüzü değişiyor, “Seni uyarmıştım,” diye fısıldıyor ve masadan kalkıp gidiyor.
O akşam yurtta bi hoca devriyeye çıkıyor, çünkü müdür artık işin ciddiyetini anlamış. Ben odamda tedirgin yatarken, koridordan bağrışma sesleri geliyor. Koşup bakıyorum, hoca o kızı bi depoda yakalamış. Elinde bi torba, içinde yine o kırmızı mürekkepli kâğıtlar, saç telleri, bi de benim dolabımdan kaybolan torba. Meğer kız, yurdun eski depolarından birinde bu iğrenç şeyleri hazırlıyormuş. Hoca, “Bunu niye yaptın?” diye soruyor, ama kız sadece susuyor, başını önüne eğiyor.
Müdür çağırıyor, ailesine haber veriliyor. Kız yurttan atılıyor, ama niye yaptığını kimse tam öğrenemiyor. Kimi diyor kıskançlıktan, kimi diyor başka bi derdi vardı. Bize bi şey anlatmıyor, sadece giderken bana bi bakıyor, tüylerim ürperiyor. Kız arkadaşımla konuşuyoruz, “Artık bitti,” diyor, ama ikimiz de hâlâ tedirginiz. O kâğıtların, torbaların görüntüsü aklımdan çıkmıyor.
Bi süre sonra kız arkadaşımla ayrılıyoruz. Bu olaylar ikimizi de yordu, güvenimiz sarsıldı. Yurtta kalmaya devam ediyorum, ama artık kapıyı iki kere kilitliyorum. Geceleri hâlâ bazen uyanıyorum, kapının altından kâğıt süzülecek diye korkuyorum. Ama neyse ki, bi daha öyle bi şey olmuyor.