Paranormal Olaylar Başlığı

15 yasimdaydim, yurtta kaliyordum. eski bi bina, geceleri sessiz ama bazen koridorlarda garip sesler olurdu. kiz arkadasim vardi, yurttan gizli gizli mesajlasirdik. her sey iyiydi ama onun yakin bi arkadasi bizi ayirmak icin ugrasiyodu. sanki benden nefret ediyodu.
bi gece odamda yatiyorum, saat gec olmus. telefonuma mesaj geliyo, tanimadigim numara. "ona dokunma, yoksa pisman olursun" yaziyo. kalbim hizlaniyo, ne alaka diyorum. mesajı silip uyumaya calisiyorum ama aklim karisik. sabah kiz arkadasima anlatiyorum, o da sasiriyo. "acaba o mu yolladi?" diyo, ama emin degiliz.
ertesi gun yemekhanede o arkadasi goruyorum, uzaktan bana bakiyo. cebinden bi kagit dusuyo, kimse gormeden aliyorum. icinde garip isaretler, kirmizi kalemle yazilmis sacma seyler var. icimden bu ne lan diyorum, buyu mu bu? o mu yapti bilmiyorum ama o gunden sonra her seye tedirgin olmaya basladim.

O kâğıdı bulduktan sonra içimde bi korku yerleşti. 15 yaşındayım, yurtta tek başıma, böyle şeyler görünce insan ne yapacağını şaşırıyor. Kız arkadaşıma kâğıdı gösteriyorum, o da okuyunca rengi atıyor. “Bu ne ya?” diyor, ama sesi titriyor. “Sence o mu yaptı?” diye soruyorum, “Bilmiyorum, konuşurum onunla” diyor ama ikimiz de tedirginiz. O gün yurtta herkes normal takılırken ben her köşede bi gölge görür gibi oluyorum.
Gece odama döndüğümde yatağımın altında bi şey fark ediyorum. Küçük bi bez torba, ipi sıkı bağlanmış. Elim titreyerek açıyorum, içinde bi tutam saç, birkaç tırnak parçası ve yine o kırmızı mürekkeple yazılmış bi kâğıt. Saçlar tanıdık gibi, ama emin olamıyorum. Hemen kız arkadaşıma mesaj atıyorum, “Böyle bi şey buldum, ne yapayım?” diye. O da panik, “At o iğrenç şeyi!” diyor. Ama atmaya korkuyorum, ya bu sahiden bi büyü falansa? Torbayı bi poşete koyup dolabıma kilitliyorum.

Ertesi gün kız arkadaşım, o arkadaşıyla konuşmuş. “Bana garip garip şeyler söyledi,” diyor, “Seni koruyorum falan dedi, ama bence yalan.” Artık eminim, bu kız bi şeyler çeviriyor. O akşam yurtta elektrikler kesiliyor. Zifiri karanlık, sadece telefonun ışığı var. Koridordan ayak sesleri geliyor, yavaş yavaş odama yaklaşıyor. Kapıyı kilitledim ama tahtalar gıcırdıyor, bi fısıltı duyuyorum, “Uzak dur dedim sana.” Kalbim ağzımda, yorganı çekip sessizce bekliyorum. Sesler kesiliyor ama sabaha kadar uyuyamıyorum.
Ertesi sabah kız arkadaşımla buluşuyoruz, “Yeter,” diyorum, “Bu böyle gitmez, yurttaki hocaya anlatalım.” Ama o korkuyor, “Ya abartıyorsak?” diyor. Ben de emin değilim ama o torba, o fısıltılar, o kâğıtlar... Bunlar normal değil. Hocaya anlatmaya karar veriyorum, ama o torbayı dolaptan çıkarayım derken bi bakıyorum, torba yok. Dolap kilitliydi, kimse giremezdi. O an tüylerim diken diken oluyor. Bu işin içinde başka bi şey var diyorum.

Kız arkadaşıma anlatıyorum, “Dolap kilitliydi, nasıl kaybolur?” diyorum. O da korkmuş, “Belki biri aldı,” diyor ama sesi hiç inandırıcı değil. İkimiz de biliyoruz, bu işte o kızın parmağı var. Ama elimizde kanıt yok, torba gitmiş, kâğıt desen cebimde un ufak olmuş. Yine de yurttaki hocaya anlatmaya karar veriyorum, başka çarem yok.
Hocaya gidiyorum, durumu anlatıyorum. “Böyle böyle, garip şeyler oluyor,” diyorum, kâğıttan, torbadan bahsediyorum. Hoca ciddiye alıyor gibi görünüyor, “Tamam, bakarız,” diyor ama gözlerinde bi şüphe var. Sanki “Bu çocuk hayal görüyor” der gibi. O gün kız arkadaşımın arkadaşıyla hoca konuşuyor, ama kız inkar ediyor. “Ben bi şey yapmadım, ne torbası?” falan diyor. Hoca da bize dönüp, “Kanıt olmadan bi şey yapamam,” diyor. Sinirden çıldırıyorum, ama elim kolum bağlı.

O gece odamda yatarken yine bi gariplik hissediyorum. Sanki biri beni izliyor. Perdeyi aralıyorum, dışarıda kimse yok, ama yurdun bahçesindeki lambanın altında bi gölge hareket ediyor gibi. Kalbim küt küt atıyor, telefonu elime alıyorum, kız arkadaşıma yazıyorum, “Biri bahçede, korkuyorum.” Cevap gelmiyor. O sırada kapımın altından bi kâğıt süzülüyor. Elim ayağım kesiliyor, yavaşça eğilip alıyorum. Kâğıtta kırmızı mürekkeple tek kelime: “Son.”
O an aklım çıkıyor, kapıyı açıp koridora bakıyorum, kimse yok. Koşarak hocanın odasına gidiyorum, kâğıdı gösteriyorum. Hoca bu sefer ciddi, “Hemen müdürü ara,” diyor. Yurtta bi arama başlıyor, ama ne torba ne başka bi şey bulunuyor. Kız arkadaşımın arkadaşı hâlâ inkar ediyor, “Benim haberim yok,” diyor. Ama gözlerinde bi sır var, hissediyorum.
Kız arkadaşımla konuşuyoruz, o da korkudan perişan. “Belki ayrılalım, bu iş bitsin,” diyor. Bunu duyunca içim yanıyor, ama başka ne yapabiliriz ki? O gece odamda yatarken, kapının altından yine bi ses, bi kâğıt daha. Bu sefer kâğıtta sadece bi çizik var, ama kırmızı mürekkep damlamış. Artık uyuyamıyorum, her gölgede, her seste bi şey var gibi.

Ertesi gün kız arkadaşımın arkadaşıyla yüzleşmeye karar veriyorum. Yemekhanede köşeye sıkıştırıyorum, “Niye yapıyorsun bunları?” diyorum. Gözlerime bakıyor, sakin sakin, “Ne diyosun, ben bi şey yapmadım,” diyor. Ama sesi titriyor, bi an gözünü kaçırıyor. O an emin oluyorum, bu kız bi haltlar karıştırıyor. “Kâğıtları, torbayı sen yaptın, değil mi?” diye bastırıyorum. Birden yüzü değişiyor, “Seni uyarmıştım,” diye fısıldıyor ve masadan kalkıp gidiyor.
O akşam yurtta bi hoca devriyeye çıkıyor, çünkü müdür artık işin ciddiyetini anlamış. Ben odamda tedirgin yatarken, koridordan bağrışma sesleri geliyor. Koşup bakıyorum, hoca o kızı bi depoda yakalamış. Elinde bi torba, içinde yine o kırmızı mürekkepli kâğıtlar, saç telleri, bi de benim dolabımdan kaybolan torba. Meğer kız, yurdun eski depolarından birinde bu iğrenç şeyleri hazırlıyormuş. Hoca, “Bunu niye yaptın?” diye soruyor, ama kız sadece susuyor, başını önüne eğiyor.
Müdür çağırıyor, ailesine haber veriliyor. Kız yurttan atılıyor, ama niye yaptığını kimse tam öğrenemiyor. Kimi diyor kıskançlıktan, kimi diyor başka bi derdi vardı. Bize bi şey anlatmıyor, sadece giderken bana bi bakıyor, tüylerim ürperiyor. Kız arkadaşımla konuşuyoruz, “Artık bitti,” diyor, ama ikimiz de hâlâ tedirginiz. O kâğıtların, torbaların görüntüsü aklımdan çıkmıyor.
Bi süre sonra kız arkadaşımla ayrılıyoruz. Bu olaylar ikimizi de yordu, güvenimiz sarsıldı. Yurtta kalmaya devam ediyorum, ama artık kapıyı iki kere kilitliyorum. Geceleri hâlâ bazen uyanıyorum, kapının altından kâğıt süzülecek diye korkuyorum. Ama neyse ki, bi daha öyle bi şey olmuyor.
 
Bu bilmem kaç harfliler , nişanlı yeni evli lohusa ve hamile kadınlarla çok ugrasirmis ,duymuşsunuzdur belki.
Ablam evlendikten 1 yıl sonra Ümraniye'den bir gece kondu satın aldılar, evde ben dahil eski sahipleri falan tuhaf birşeyler görmeyen yok , hemen önünde kocaman bir incir ağacı dalları çatıya uzanıyor, bütün odaların tavanı ahşap ortadaki oda hiç ışık görmüyor enteresan biterdi, hikayemize gelelim , sabah eniştem kalkıp işe gidiyor, Ablam yeğenim o zaman daha birkaç aylık bebek uyuyorlar beraber , ablamın anlatması, çocuk ağlayarak uyanıyor, kalkıyor karşı kanepede çocuk var ikilemde kaldım acaba çocuğu kanepeyemi yatırdım derken yelekten anlıyor hangisi gerçek çocuğu Pembe yelek giydirmistim dedi , kanepedeki çocukta daha kırmızımsı yelek var ikiside ağlıyor çocukların, o ara donup kalıyor tabi korkudan hemen birşeyler okumak aklına geliyor , nezamanki okumaya başlıyor kanepedeki çocuk düşüyor oradan yere ve gözleri masmavi ablama sanki okuma der gibi bakıyor, çocuk Ablam tabi arada bir kendi çocuğuna gidiyor gözleri o arada kaybolmuş, çocuğu kucağına aldığı gibi ağlaya ağlaya eniştemin halasina gidiyor , çokta küçük değildim 11,12 yaşlarındaydım hatırlıyorum ayağa kalkmıştı sülale ablam 1 hafta eve girmedi okuttular birşeyler yaptılar zaten çokta geçmeden eniştemin anne babası taşındı o eve , Ablam bunu bize birkere anlattı ikincisi yok beyler ne kadar ısrar etsek hatırlamak istemiyor , bildiğim en korkunç olaylardan biridir

Alkarısı dedikleri varlık

Çok kadın anlatıyor bunu kolpa olma ihtimali düşük o yüzden

Bazen atlara musallat olurlarmış onların saçlarını örerlermiş
 
satom benim lucid işinin bilimsel olayı nedir

heis rem uykusunda rüya görüyoken (görsel korteks, limbik sistem/amigdala hipokampus vb temelli) bilinmeyen bir sebep dorsolateral prefrontal korteksin bir kısmını aktif hale getirior
bu da uyanık durumda kullanabildiğin hedefe-yönelik yorumlama kapasitesini rüyanın içeriğini düzenleyen hücre ağı ile buluşturuyor. bu durumda rüyayı yönlendirmek mümkün hale gelmekte
 
15 yasimdaydim, yurtta kaliyordum. eski bi bina, geceleri sessiz ama bazen koridorlarda garip sesler olurdu. kiz arkadasim vardi, yurttan gizli gizli mesajlasirdik. her sey iyiydi ama onun yakin bi arkadasi bizi ayirmak icin ugrasiyodu. sanki benden nefret ediyodu.
bi gece odamda yatiyorum, saat gec olmus. telefonuma mesaj geliyo, tanimadigim numara. "ona dokunma, yoksa pisman olursun" yaziyo. kalbim hizlaniyo, ne alaka diyorum. mesajı silip uyumaya calisiyorum ama aklim karisik. sabah kiz arkadasima anlatiyorum, o da sasiriyo. "acaba o mu yolladi?" diyo, ama emin degiliz.
ertesi gun yemekhanede o arkadasi goruyorum, uzaktan bana bakiyo. cebinden bi kagit dusuyo, kimse gormeden aliyorum. icinde garip isaretler, kirmizi kalemle yazilmis sacma seyler var. icimden bu ne lan diyorum, buyu mu bu? o mu yapti bilmiyorum ama o gunden sonra her seye tedirgin olmaya basladim.

O kâğıdı bulduktan sonra içimde bi korku yerleşti. 15 yaşındayım, yurtta tek başıma, böyle şeyler görünce insan ne yapacağını şaşırıyor. Kız arkadaşıma kâğıdı gösteriyorum, o da okuyunca rengi atıyor. “Bu ne ya?” diyor, ama sesi titriyor. “Sence o mu yaptı?” diye soruyorum, “Bilmiyorum, konuşurum onunla” diyor ama ikimiz de tedirginiz. O gün yurtta herkes normal takılırken ben her köşede bi gölge görür gibi oluyorum.
Gece odama döndüğümde yatağımın altında bi şey fark ediyorum. Küçük bi bez torba, ipi sıkı bağlanmış. Elim titreyerek açıyorum, içinde bi tutam saç, birkaç tırnak parçası ve yine o kırmızı mürekkeple yazılmış bi kâğıt. Saçlar tanıdık gibi, ama emin olamıyorum. Hemen kız arkadaşıma mesaj atıyorum, “Böyle bi şey buldum, ne yapayım?” diye. O da panik, “At o iğrenç şeyi!” diyor. Ama atmaya korkuyorum, ya bu sahiden bi büyü falansa? Torbayı bi poşete koyup dolabıma kilitliyorum.

Ertesi gün kız arkadaşım, o arkadaşıyla konuşmuş. “Bana garip garip şeyler söyledi,” diyor, “Seni koruyorum falan dedi, ama bence yalan.” Artık eminim, bu kız bi şeyler çeviriyor. O akşam yurtta elektrikler kesiliyor. Zifiri karanlık, sadece telefonun ışığı var. Koridordan ayak sesleri geliyor, yavaş yavaş odama yaklaşıyor. Kapıyı kilitledim ama tahtalar gıcırdıyor, bi fısıltı duyuyorum, “Uzak dur dedim sana.” Kalbim ağzımda, yorganı çekip sessizce bekliyorum. Sesler kesiliyor ama sabaha kadar uyuyamıyorum.
Ertesi sabah kız arkadaşımla buluşuyoruz, “Yeter,” diyorum, “Bu böyle gitmez, yurttaki hocaya anlatalım.” Ama o korkuyor, “Ya abartıyorsak?” diyor. Ben de emin değilim ama o torba, o fısıltılar, o kâğıtlar... Bunlar normal değil. Hocaya anlatmaya karar veriyorum, ama o torbayı dolaptan çıkarayım derken bi bakıyorum, torba yok. Dolap kilitliydi, kimse giremezdi. O an tüylerim diken diken oluyor. Bu işin içinde başka bi şey var diyorum.

Kız arkadaşıma anlatıyorum, “Dolap kilitliydi, nasıl kaybolur?” diyorum. O da korkmuş, “Belki biri aldı,” diyor ama sesi hiç inandırıcı değil. İkimiz de biliyoruz, bu işte o kızın parmağı var. Ama elimizde kanıt yok, torba gitmiş, kâğıt desen cebimde un ufak olmuş. Yine de yurttaki hocaya anlatmaya karar veriyorum, başka çarem yok.
Hocaya gidiyorum, durumu anlatıyorum. “Böyle böyle, garip şeyler oluyor,” diyorum, kâğıttan, torbadan bahsediyorum. Hoca ciddiye alıyor gibi görünüyor, “Tamam, bakarız,” diyor ama gözlerinde bi şüphe var. Sanki “Bu çocuk hayal görüyor” der gibi. O gün kız arkadaşımın arkadaşıyla hoca konuşuyor, ama kız inkar ediyor. “Ben bi şey yapmadım, ne torbası?” falan diyor. Hoca da bize dönüp, “Kanıt olmadan bi şey yapamam,” diyor. Sinirden çıldırıyorum, ama elim kolum bağlı.

O gece odamda yatarken yine bi gariplik hissediyorum. Sanki biri beni izliyor. Perdeyi aralıyorum, dışarıda kimse yok, ama yurdun bahçesindeki lambanın altında bi gölge hareket ediyor gibi. Kalbim küt küt atıyor, telefonu elime alıyorum, kız arkadaşıma yazıyorum, “Biri bahçede, korkuyorum.” Cevap gelmiyor. O sırada kapımın altından bi kâğıt süzülüyor. Elim ayağım kesiliyor, yavaşça eğilip alıyorum. Kâğıtta kırmızı mürekkeple tek kelime: “Son.”
O an aklım çıkıyor, kapıyı açıp koridora bakıyorum, kimse yok. Koşarak hocanın odasına gidiyorum, kâğıdı gösteriyorum. Hoca bu sefer ciddi, “Hemen müdürü ara,” diyor. Yurtta bi arama başlıyor, ama ne torba ne başka bi şey bulunuyor. Kız arkadaşımın arkadaşı hâlâ inkar ediyor, “Benim haberim yok,” diyor. Ama gözlerinde bi sır var, hissediyorum.
Kız arkadaşımla konuşuyoruz, o da korkudan perişan. “Belki ayrılalım, bu iş bitsin,” diyor. Bunu duyunca içim yanıyor, ama başka ne yapabiliriz ki? O gece odamda yatarken, kapının altından yine bi ses, bi kâğıt daha. Bu sefer kâğıtta sadece bi çizik var, ama kırmızı mürekkep damlamış. Artık uyuyamıyorum, her gölgede, her seste bi şey var gibi.

Ertesi gün kız arkadaşımın arkadaşıyla yüzleşmeye karar veriyorum. Yemekhanede köşeye sıkıştırıyorum, “Niye yapıyorsun bunları?” diyorum. Gözlerime bakıyor, sakin sakin, “Ne diyosun, ben bi şey yapmadım,” diyor. Ama sesi titriyor, bi an gözünü kaçırıyor. O an emin oluyorum, bu kız bi haltlar karıştırıyor. “Kâğıtları, torbayı sen yaptın, değil mi?” diye bastırıyorum. Birden yüzü değişiyor, “Seni uyarmıştım,” diye fısıldıyor ve masadan kalkıp gidiyor.
O akşam yurtta bi hoca devriyeye çıkıyor, çünkü müdür artık işin ciddiyetini anlamış. Ben odamda tedirgin yatarken, koridordan bağrışma sesleri geliyor. Koşup bakıyorum, hoca o kızı bi depoda yakalamış. Elinde bi torba, içinde yine o kırmızı mürekkepli kâğıtlar, saç telleri, bi de benim dolabımdan kaybolan torba. Meğer kız, yurdun eski depolarından birinde bu iğrenç şeyleri hazırlıyormuş. Hoca, “Bunu niye yaptın?” diye soruyor, ama kız sadece susuyor, başını önüne eğiyor.
Müdür çağırıyor, ailesine haber veriliyor. Kız yurttan atılıyor, ama niye yaptığını kimse tam öğrenemiyor. Kimi diyor kıskançlıktan, kimi diyor başka bi derdi vardı. Bize bi şey anlatmıyor, sadece giderken bana bi bakıyor, tüylerim ürperiyor. Kız arkadaşımla konuşuyoruz, “Artık bitti,” diyor, ama ikimiz de hâlâ tedirginiz. O kâğıtların, torbaların görüntüsü aklımdan çıkmıyor.
Bi süre sonra kız arkadaşımla ayrılıyoruz. Bu olaylar ikimizi de yordu, güvenimiz sarsıldı. Yurtta kalmaya devam ediyorum, ama artık kapıyı iki kere kilitliyorum. Geceleri hâlâ bazen uyanıyorum, kapının altından kâğıt süzülecek diye korkuyorum. Ama neyse ki, bi daha öyle bi şey olmuyor.
Copy paste olabilirmi? 😁
 
heis rem uykusunda rüya görüyoken (görsel korteks, limbik sistem/amigdala hipokampus vb temelli) bilinmeyen bir sebep dorsolateral prefrontal korteksin bir kısmını aktif hale getirior
bu da uyanık durumda kullanabildiğin hedefe-yönelik yorumlama kapasitesini rüyanın içeriğini düzenleyen hücre ağı ile buluşturuyor. bu durumda rüyayı yönlendirmek mümkün hale gelmekte
calisarak da yapilabiliyor cok zor bisey degil. bir haftalik pratikle rahatlikla yapilabilir.
 
Gelelim kabusa.
95 yazı. Arkadaşın ailesi Karabük'e gitti, evleri 1 ay boş ve ben de rahat rahat sigara içmek, içki içmek için onlarda yatıyorum. Evleri 6. katta.
Neyse 2 dairenin mutfak bitişik arada sadece duvar var ( bazıları komple tel ile kapatırdı)
Neyse Işte içmişim kafa da iyi. Yan komşu da boş ve dangalak oğlu da bizimle takılıyor. Bu dedi ki bizde kavun var, et de var alıp yeriz. Tamam dedik de anahtarı unutmuş. Kafa da hafif iyi ya dedim ben balkondan geçerim. Geçme diyen de olmadı. Aslında oldukça basit. Sadece elin ve ayağın kaymayacak sonrası sanki yürümek gibi. Zaten zorlanmadan geçtim 😁😁
Fakat nedense 10 yıl sonra filan arada oradan düştüğümü görüyorum. Tabi öyle kan ter içinde uyanma filan yok ama arada düşerken görüyorum daha doğrusu görüyordum. Tekrar ne zaman gördüm unuttum.
 
Hemen bir yaşanmış hikaye ile başlığa destek verelim.
Sene 2009 idi galiba. İç Anadoluda patates ekenlerin tarlalar büyük olunca gece de sulamak gerekir. Bizim bir arkadaş da yine yaz akşamı patates suluyor. O gece çişi gelmiş gelişi güzel olmadık yere işemiş. Ayni gece çay demledikleri kaynar suyu besmelesiz dökmüş bir yere. Aradan bir süre geçiyor. Bizim eleman geceleri evin kapısının önünde ona bakan simsiyah varlıklar görmeye başlıyor. Bir gün iki gün derken bizimki cozutuyor. Ağzı falan yana kaymaya başlıyor. Her neyse bunu alıyorlar o civardaki meşhur bir hocaya götürüyorlar. Hoca durumu anlatıyor. Sen zamanında şuraya kaynar su dökmüşsün o da bunların yavrularına gelmiş o yüzden sana musallat olmuşlar diye. Bu olaydan sonra özellikle kaynar su dökerken besmele çekemeye çalışırım. Siz de dikkat edin aman diyim. Her yere de isemeyin aman diyim.
 
10 11 yaşlarındayım köye dedemleri ziyarete gitmiştik evinde bir köpeği vardı bembeyaz gözleri derisi gri siyaha yakın çok tatlı bir hayvandı. kuzenlerle akşam bahçeye oturduk korku hikayeleri anlatıyoruz tabi iş üç harflilere geldi herkes ufaktan tırsıyor yaşlar küçük tabi. kuzen karşı taraftam heyecanla atıldı, lan bu üç harfliler hayvanlara çok bulaşıyormuş dikkat edin diye. diğer kuzen birden bağırmaya başladı ellerini başına sarmış yeminle bizim köpek bana sırıttı ben çok korkuyorum diye. biz hemen baktık hayvan kapının önünde yatıyor kafası yerde uyuyor. lan olum sen korktun saçmalıyorsun diye bunu sakinleştirdik ama bizde korkudan altımıza sıçacaz hava karanlık kmy yeri ıssız, köpek havlama sesleri geliyor etrafdan. bir den gidip yatalım bu işin sonu boka saracak diye evlere koştuk. bir sürü bildiğimiz sureleri okuyup yattık. Sabah seslere uyandık bizim köpek kapının önünde sadece başı kalmış sağlam diğer yerleri yenmiş iskeleti duruyor ve köpeğün yüzünde sırıtma ifadesi var. dedemgil olayın farkında değil kurt yedi bizin köpeği diye söyleniyorlar. biz kuzenler ile birbirimize baktık herkes altına bırakıyor suratlar bembeyaz. anneanneme böyle böyle oldu dedik kadın telaşlandı hanginiz gördü dedi kuzeni işaret ettik onu elinden bir hışımla tutup biz gelecez sizde namaz hocasını açın felak, nasrı 40 kez okuyun allaha dua edin diye azarlayıp gittiler. kuzeni köyde alim bir hocaya götürmüş sonradan öğrendik.
 
usta bu konu yarın uçar bu gece cıkmadan mutlaka okuyun!!
 
calisarak da yapilabiliyor cok zor bisey degil. bir haftalik pratikle rahatlikla yapilabilir.
Ben alarmi birkaç saat öne çekip sesi biraz kismistim alarm sesini duyunca rüyada olduğumu anlıyordum direkt bu şekilde çok verimli oluyordu. Saldım sonra o işleri yorgun argın bir ton dertle uyuyoruz Rüya bile nadir gorur olduk
 
rüyamda gördüğüm olayları bazen reel hayatta yaşıyorum aşırı dejavu oluyor. böyle 2 sene ilerisini gördüğüm rüyanın aynısını 2 sene sonra yaşamıştım. hatta ortamda birden ayıktım lan ben bu anı rüyamda yaşadım demiştim. Hiç bilmediğim bir yeri rüyada görüp reelde aynı yere gidince çok değişik bir his oluyor. O an gerçeklik algısıda kayboluyor. Lusid rüya hep rüyalarım zaten.

Mesala şu fuji dağının görüntüsünü ilk gördüğümde şok olmuştum aynı yere gidip aynı bu bakış açısında bulunmuştum rüyamda. oradaki tabelelar bile aynıydı daha önce hiç bir yerde görmedim. Ara ara açıyorum videoyu değişik bir his oluyor.


Ters dünya gibi
 
Geri
Üst Alt