Ahmet Sarı
10 Numara!
- 27 Şubat 2012
- 10.100
- 5.493
- 1.513
Hayal ediyorum günlerden bir Cumartesi. Sabahın erken saatinde kalkıp yola koyulmuşum. Ankara’dan kalkan hızlı trene bindikten sonraki 4-5 saat süren tren yolculuğu sonunda öğlen saatlerinde İstanbul’a varmışım. Aylardan Mayıs. Hava mis gibi, buram buram bahar kokuyor. Sıcak havayı ciğerlerime doldurup ısıtyorum içimi. Etrafım cıvıl cıvıl, insan kaynıyor. Akşam başlayacak olan şampiyonluk maçının heyecanı şimdiden sarıyor bedenimi. Ayaklarım şimdiden tir tir titriyor. Maça daha 6 saat var. Ne yapmalı? Aheste aheste yürüyerek metronun yolunu tutuyorum. Bir an önce stada varıp stadyumun çevresinde vakit geçirmeye karar veriyorum.
Stadyuma vardıktan sonra şöyle biraz soluklanıp etrafı izlemeye koyuluyorum. Geniş alanda tek tük bir kaç insan, onlar da benim gibi uzaktan gelmiş olmalılar diye düşünüyorum. Yakın çevrede oturan İstanbulluların maça gelmesi için henüz erken olduğu kanısına varıyorum. Onlar herhalde 7’de başlayacak maça statta 6’da olacak şekilde gelirler diye geçiriyorum içimden. Koca meydanın birazdan hınca hınç dolacak olmasını, nasıl da insan selinden geçilemeyecek derecede dolacağına hayret edip şaşırıyorum. Birden gençten bir çocuğun bağrış sesiyle irkiliyorum. “Abi, var mı bilet isteyen?” “Yok.” diyorum “Benim biletim var.” Kim bu saatte statın çevresinde bilet alır ki diye düşünüyorum. Zaten yeterince yüklü para vererek aldığım maç biletimi bulduğuma şükrediyorum sonra. Arz talep denen bir şey var sonuçta. Karaborsada bilete ederinden fazla verecek insanların bulunma ihtimali her daim vardır herhalde diye düşünüyorum.
Saatime bakıyorum. Daha 4 saatten fazla var maçın başlamasına. Yakındaki Vadi İstanbula gitmeye karar veriyorum. İçecek ve yiyecek birşeyler aldıktan sonra çimlerin üstüne oturuyorum. Çimlerin üstü üzerinde Galatasaray forması giyen onlarca insan kaynıyor. Demek ki herkes benim gibi vaktini burada değerlendirmek istemiş diye düşünüyorum. Müzik açıyorum. Güneşin altında müzik dinleyerek aldığım nevaleyi yiyip içiyorum. Sonra saatin 6 olduğunu görüp stata gitmek için yerimden kalkıyorum. Birkaç adım attıktan sonra sendeleyerek bir sağa bir sola içkiyi biraz fazla kaçırmışım diye gülüyorum kendi kendime. Güvenlik kontrolü, stata giriş ve oturacağım koltuğu bulduktan sonrası asıl heyecan başlıyor. Galatasaray marşları eşliğinde 90 dakika boyunca 50 bin kişi bir ağızdan bağıra çağıra tezahürat ederek takımımızı destekliyoruz. Bir kişisini bile tanımadığım bu 50 bin insan nasıl bir araya gelmiş, başka hiç bir amaç için bu kadar insanı bir araya getirmeyi başaramazdılar herhalde diye düşünüyorum. Nihayet maç bitiyor. Galatasaray yeniyor ve mutlu mesut bir şekilde dönüş yoluna geçiyorum. Taksime gidip nevizade’de şampiyonluğu kutlayanlarla birlikte eğlenmeye karar veriyorum. Gece boyu eğlence devam ediyor.
Ertesi gün Ankara’ya vardığımda 24 saatten fazla süredir yatmamış olmamın verdiği yorgunlukla kafamı yastığa koyduğum gibi mışıl mışıl uykuya dalıyorum. Ne vardı şu pandemi olmasaydı da bu yazdıklarım hayal değil, gerçek olsaydı. Monoton giden hayatımıza, tekdüze ve sıkıcı yaşamımıza bir nebze de olsa bir heyecan kırıtıntısı serpmiş olurduk. Neyse, umarım dünya ve ülke olarak şu korona illetinden en kısa zamanda kurtulur ve tekrar statyumlarda buluşuruz. En kısa zamanda tekrar statta maç izlemek istiyorum. En son gitmiş olduğum Galatasaray maçından bir fotoğraf paylaşarak bitiriyorum yazımı. Kalın sağlıcakla...
Stadyuma vardıktan sonra şöyle biraz soluklanıp etrafı izlemeye koyuluyorum. Geniş alanda tek tük bir kaç insan, onlar da benim gibi uzaktan gelmiş olmalılar diye düşünüyorum. Yakın çevrede oturan İstanbulluların maça gelmesi için henüz erken olduğu kanısına varıyorum. Onlar herhalde 7’de başlayacak maça statta 6’da olacak şekilde gelirler diye geçiriyorum içimden. Koca meydanın birazdan hınca hınç dolacak olmasını, nasıl da insan selinden geçilemeyecek derecede dolacağına hayret edip şaşırıyorum. Birden gençten bir çocuğun bağrış sesiyle irkiliyorum. “Abi, var mı bilet isteyen?” “Yok.” diyorum “Benim biletim var.” Kim bu saatte statın çevresinde bilet alır ki diye düşünüyorum. Zaten yeterince yüklü para vererek aldığım maç biletimi bulduğuma şükrediyorum sonra. Arz talep denen bir şey var sonuçta. Karaborsada bilete ederinden fazla verecek insanların bulunma ihtimali her daim vardır herhalde diye düşünüyorum.
Saatime bakıyorum. Daha 4 saatten fazla var maçın başlamasına. Yakındaki Vadi İstanbula gitmeye karar veriyorum. İçecek ve yiyecek birşeyler aldıktan sonra çimlerin üstüne oturuyorum. Çimlerin üstü üzerinde Galatasaray forması giyen onlarca insan kaynıyor. Demek ki herkes benim gibi vaktini burada değerlendirmek istemiş diye düşünüyorum. Müzik açıyorum. Güneşin altında müzik dinleyerek aldığım nevaleyi yiyip içiyorum. Sonra saatin 6 olduğunu görüp stata gitmek için yerimden kalkıyorum. Birkaç adım attıktan sonra sendeleyerek bir sağa bir sola içkiyi biraz fazla kaçırmışım diye gülüyorum kendi kendime. Güvenlik kontrolü, stata giriş ve oturacağım koltuğu bulduktan sonrası asıl heyecan başlıyor. Galatasaray marşları eşliğinde 90 dakika boyunca 50 bin kişi bir ağızdan bağıra çağıra tezahürat ederek takımımızı destekliyoruz. Bir kişisini bile tanımadığım bu 50 bin insan nasıl bir araya gelmiş, başka hiç bir amaç için bu kadar insanı bir araya getirmeyi başaramazdılar herhalde diye düşünüyorum. Nihayet maç bitiyor. Galatasaray yeniyor ve mutlu mesut bir şekilde dönüş yoluna geçiyorum. Taksime gidip nevizade’de şampiyonluğu kutlayanlarla birlikte eğlenmeye karar veriyorum. Gece boyu eğlence devam ediyor.
Ertesi gün Ankara’ya vardığımda 24 saatten fazla süredir yatmamış olmamın verdiği yorgunlukla kafamı yastığa koyduğum gibi mışıl mışıl uykuya dalıyorum. Ne vardı şu pandemi olmasaydı da bu yazdıklarım hayal değil, gerçek olsaydı. Monoton giden hayatımıza, tekdüze ve sıkıcı yaşamımıza bir nebze de olsa bir heyecan kırıtıntısı serpmiş olurduk. Neyse, umarım dünya ve ülke olarak şu korona illetinden en kısa zamanda kurtulur ve tekrar statyumlarda buluşuruz. En kısa zamanda tekrar statta maç izlemek istiyorum. En son gitmiş olduğum Galatasaray maçından bir fotoğraf paylaşarak bitiriyorum yazımı. Kalın sağlıcakla...